4 Kasım 2009 Çarşamba

Cerenimo'nun Bir Günü


Cerenimo o sabah yataktan çıkmak istememişti hiç. Zaten hava da kötüydü. Pencereden usulca başını çıkardığında gökyüzünden düşen damlaları hissedebiliyordu. “Ahmak ıslatan” terimi işte şimdi layığını bulmuştu.

Şöyle bir arkasına baktı, yatağını toplamasa da olurdu. Ne de olsa çok hüzünlüydü bu sabah. Dağınık yatak, konsepti tamamlayacak ve saçlarının o anki halini betimlemek için muhteşem bir metafor olacaktı, eğer bu yazı daha yetenekli biri tarafından yazılsaydı.

Ürkek adımlarla odasından çıktı. Salona doğru yürürken gözlerini ovuşturdu. Yüzünü yıkamamalıydı, akşamdan kalan akmış makyajı ruhundaki tüm negatif enerjiyi dışavuruyordu.

Televizyonu açtı, bir “sigara” yaktı. Aç karnına sigara içmek onun için vazgeçilmez bir eylemdi. Kanallarda şöyle bir gezindikten sonra Discovery Channel’da duraksadı. “Miami Ink” vardı. Kim bilir kaçıncı kez aklından “Ben de omzum gibi bir yere melek gibi, peri gibi dövme yaptıracağım, ama benimki renkli olacak. Tabi babam görse ne yapar bilmiyorum. Of çok acır mı acaba? Kaç paradır ki?” düşünceleri geçti. Ve kim bilir kaçıncı kez vazgeçti dövme yaptırmaktan.

Program biteli çok olmasına rağmen Cerenimo değiştirmemişti kanalı. Televizyonun kumandası kalkıp alabileceği yakınlıkta değildi çünkü. Adeta karşı kanepedeydi ve yerinden kalkmak bu boşvermişlik haline çok aykırıydı. Kültablasındaki izmaritler giderek artıyor, sigaranın bir çok zehirli madde içeren ve çocuklarımıza solutmamamız gereken dumanı tüm odayı kaplıyordu.

Yosun yeşili gözleri duvardaki “Angel” posterine takıldı bir ara. “Lisedeyken aşıktım buna ben” dedi içinden. İçini çekti şöyle bir, elinin altındaki “Twilight” kitabına uzandı, bir süre okudu… Zamanında “Keşke ders kitaplarımız da bu kadar sürükleyici olsa.” diye çok düşünmüştü.

Bir süre sonra kitap okumaktan da sıkılıp kanalı değiştirme kararı aldı. Yavaşça doğruldu. Ayağa kalkmışken temel ihtiyaçlarını da gidermeliydi. Kibarlık olsun diye ‘lavaboya gitti’ yazacağım ama aslında kurmak istediğim cümlenin “bağırsakları normal bir insandan 3 kat fazla çalıştığı için, epey uzun bir süre, boşaltım sisteminin evrelerini yeniden gözden geçirmek suretiyle, tuvalette kaldı.” olduğunu bilmenizi isterim.

Lavabodan dönüşte mutfağa uğradı, tezgahta duran yarım paket “Biskrem” ve henüz paketi açılmamış “Eti Brownie”yi alıp tekrar salona geçti. Bir yandan onları yerken, diğer yandan “e2” yi açmış “Supernatural” adlı diziyi izlemeye başlamıştı. Kulaktan dolma bilgilerimle söyleyebileceğim şu ki, dizide yakışıklı gibi iki çocuk vardı ve Cerenimo bunlardan birini daha çok beğeniyordu. Dizi bitince bir süre “Formula 1” izledi. “Kimi Raikonen?” esprisi yapıp güldü kendi kendine ve birinin görmüş olma ihtimalinden tedirgin olarak somurttu. Sonra “Lig tv”ye geçti. Cuma günü oynanmış olan “Fenerbahçe vs. Muhetemelen Kazanan Takım” maçının özetini izledi. Yanında birileri olsaydı engin “futbol” bilgisiyle onları etkileyebilirdi ama kimse yoktu. Yalnızlığı tokat gibi çarpmıştı yüzüne.

Şimdi “Eskişehir”de olsaydı yalnız olmazdı. “Havelka”da nargile içer, “222”de müzik dinleyip, eğlenirdi. Aslında “İstanbul”u da çok özlemişti. Çocukluğu geçmişti orada. Feridun Düzağaç’ın “Yeniköy” şarkısını dinledikçe hüzünlenirdi. Birden salonun kapısı gıcırdadı. Cerenimo hemen kalkıp oynamaya başladı istemsiz. “Anne tarafım Kırklareli’li olduğundan ruhumda var bu benim, hıhı evet.” diye düşünerek tekrar oturdu kanepeye. Sonra tekrar hüzünlendi. Aklına “Finlandiya” hayalleri geldi. Bu soğuk ülke ona her zaman çekici gelmişti. Tabi ülkenin erkeklerinin tam onun tarzı olması da bunda etkiliydi. Ama o “Au Pair” sayesinde, “Facebook”tan tanıştığı “Jamie” adlı serseri bir müzisyenin peşinden “İngiltere”ye gitmiş ve elinde kocaman bir hiçle tekrar Türkiye’ye dönmüştü. Çünkü Jamie başka sevgili yapmış, Cerenimo’yu evlilik hayalleriyle beraber yüzüstü bırakmıştı. Cerenimo geçmişte yaptığı bu büyük hataya “ha ha!” diye gülmek istedi ama yapamadı. Malum konsept.

O sırada derinlerden bir ses duydu. Hoş bir ses “Got a secret, can you keep it?” diye şarkı söylüyordu. Telefonunun çaldığını anladı. Üstüne oturmuş olduğundan bir süre aradı ve fakat sonunda buldu. Arayan en yakın arkadaşlarından biri olan Eylem’di. “Küçükpark’a gidelim” diyordu. “Ben otobüse binince mesaj atarım sen de çıkarsın” diğer önemli cümlesi olmuştu Eylem’in. Telefonu kapatınca okunmamış mesajı gördü Cerenimo telefonda. Diğer yakın arkadaşı Melike de benzer içerikte bir sms göndermişti.

Zorlukla kalktı yerinden. Yavaş hareketlerle giyindi, akmış makyajını temizleyip yenisini yaptı, saçlarını topladı. Eylem’den mesajı alınca Küçükpark’a doğru yola çıktı. Yolun yarısında parfüm sıkmayı unuttuğunu farkedip, çantasından çıkardığı “D&P”den alınmış çakma “Armani Code” parfümünün yarısını tenine boca etti. Aslında bu kokunun erkekler için olanını da seviyordu özellikle “Axe Dark Temptation” ile birlikte kullanıldığında, ama erkek olmadığı için o kombinasyonu denemesi çok da mantıklı olmayacaktı. Bu yüzden içinden “Sevgilim olunca ona Armani Code Black kullandıracağım” diye geçirdi.

Küçükpark’a vardığında bir markete uğrayıp yeni bir paket “Winston Box” ve Eylem’in sigara kutusu koleksiyonu için dış görünüşü hoş olan değişik isimli bir sigara aldı. O haftaki “Uykusuz”u da edindi bedelini ödeyerek. Arkadaşlarını beklemek için her zaman gittikleri cafeye oturdu. “Sade türk kahvesi” söyledi. Bir yandan içerken diğer yandan “Cihan Ceylan”ı okuyordu. Aynı anda “Akşam eve gidince Msn ve Facebook’a ‘Cihan Ceylan benimle evlensin.’ yazayım ki, herkes benim ona hayranlık duyguları beslediğimi öğrensin.” diye düşünüyordu.

Dergiyi okumayı bitirince geleni geçeni kesmeye başladı. Belki tanıdık bir yüz görürdü. Çok geçmeden gördü de. Arkadaşı Cevo’ya selam vermekle kalmamış, yanına davet etmişti. Cevo da gelmiş, bir iki espri yapmıştı oturur oturmaz. Cerenimo ise bu esprileri son derece ciddiye alıp “trip” atmıştı arkadaşına. Fakat Cevo “ileride açacağı barında onu da çalıştıracağı sözü”nü verince barışmışlardı.

Eylem ve Melike de sonunda gelebilmişti. Cerenimo, Melike’yle bir süre toplumsal konular hakkında ciddi muhabbetler yapmış, sonunda sinirlenip susmuştu. Eylem ortam canlansın diye komiklik yapmaya çalışıyordu. Fakat masada bulunan herkes Eylem’in esprilerini anlamış olmasına rağmen bu espriler Cerenimo tarafından tekrar ciddi açıklamalara tabi tutulmaktaydı. Ne de olsa o bir “açıklama insanı”ydı.

Zaman ilerleyince bu üçlü bir tek şeyde hemfikir olmuşlardı; “İçmeye gidelim.” Çok sevdikleri bir grup olan “Kanca”yı dinleyeceklerdi fakat Cerenimo öncelikle Bornova’nın ünlü mekanlarından “Beri”ye gitmek istiyordu. Beri’nin çalışanları her zaman sempatik gelmişti Cerenimo’ya. Onlardan birini görünce sabahtan beri üzerinde olan bu hüzünlü havadan kurtulacaktı biliyordu. Nitekim öyle oldu. Özellikle Melike Cerenimo’nun “sağ ayak bileği”ne dokunup, “ahtapot modu”nu aktif hale getirince, birkaç saat önceki Cerenimo’dan eser kalmadı. Neşeli bakışlar atıyor, gülümsemesiyle herkesi büyülüyordu. Hep beraber “Samy ve Anlamsız Dansı” yapıp eğleniyorlardı. Böyle küçük, gerzek bir şeyden mutlu olmasında alkolün de etkisi yok değildi tabi. Cerenimo önüne geleni durdurup eskiden bu mekanda çıkan “Detone” adlı gruptan bahsetmeye çalışıyordu. Detone artık “Umut Kaya” haline dönüşüp ünlü olmuştu ama Cerenimo kendince “Rakı” adını verdiği grubun hoş şarkılarından biri eşliğinde ne denli coşup eğlendiğini, susuz rakı içip delikanlılığını kanıtlamaya çalışırken nasıl da sarhoş olduğunu herkes bilsin istiyordu.

Gecenin sonunda Cerenimo bir grup insanı etrafına toplamış, bağırarak “Ali Desidero” adlı şarkıyı söylüyordu. Eylem ve Melike, Cerenimo’nun iki koluna girerek onu çıkarmaya çalışmışlar, büyük zahmetler sonucunda “Köz” adlı çorbacıya kadar gelebilmişlerdi. Cerenimo dengesini yitirip kıç üstü düştüğünde bile yüzünde hala aynı gülümseme vardı. Ertesi sabah yine hüzünlü bir güne uyanacağını bilmeden şen kahkahalar atıyordu etrafa. “Ehe düştüm ki ben!”

Fin.




01.10.2009
03:40

2 Maruzatım olacak:

ceren dedi ki...

Adeta benim bi günüm =)

Neredeyse Kafasız Nick dedi ki...

Vay be.

Template by:
Free Blog Templates