23 Nisan 2010 Cuma

Sabaha Karşı Saçmalamacaları

(Aha aynı ben.)

Bazen öyle anlar oluyor, yazacak hiçbir şey bulamıyorsun. Öte yandan yazmak da istiyor bir yanın. Tabi yazmayanlar bunu bilemez. Yazmayanlar derken kategorize etmek istediğimden değil. Herkesin ayrı bir zevki vardır ya, benimki de bu. Yaparken en mutlu olduğum şey. Sizin de vardır. Sizden örnek vereyim. Resim yapmayı çok seviyorsunuzdur. Hayal dünyanızda filler tepişiyordur mesela. Bir biçimde anlatmak, ifade etmek istersiniz. Sizin ifade edişiniz fırça iledir. Elinizdedir, hani ilk noktayı koysanız devamı gelecek gibi.

Açlıktan kıvranıyorsunuzdur ya da, yemek yapmaktan da zevk alıyorsunuzdur halbuki, yeterli malzeme de vardır ama bir türlü ne yapacağınıza karar veremezsiniz. Yaratıcılığın tıkandığı o noktadayım işte. Yaratıcılık falan diyorum, çok matah bir yeteneğim varmış da körelmişim izlenimi yarattım. Aslında alakası yok. Bir de böyle “siz”e hitaben yazmışım, bak bak artize bak, artiz ne arar la bazarda?

Özür dilerim. Bundan önceki söylediklerimi söylemedim sayın. Hadi sayın, 1, 2, 4, 8, 15, 16… Hehe. Evet kötü espriydi. Aslında o kadar da değildi ben güldüm çünkü.

İşte şimdi o yazacak hiçbir şey bulamama halindeyim dersem yalan olur. Çünkü yazacak bir sürü şeyim var. Ohoo nerden başlayayım bilemedim yani o derece. Tamam tamam itiraf ediyorum. Bulamadım öyle kıvırıyorum gittiği yere kadar diye.

Neyse… Bugün söyleyecek bir şeyim kalmayınca, vizelerin de bitmesinin verdiği huzurla, hiçbir şey yapmadan öylece oturmuş televizyon seyrediyordum ki, birden uzaklara daldım ve düşündüm. Kendimle ilgili önemli tespitlerde bulundum. Bazı kararlar verdim.

Mesela, bir gün biri çıkıp dese ki, “Artık hayatın boyunca sadece bir yemek yiyeceksin, seç.” dese, ben zeytinyağlı biber dolmasını seçerim. “Yalnızca bir tatlı hakkın var.” dediklerinde, profiterolle kaymaklı tel kadayıf arasında kararsız kalırım. “Sevdiğin bir yemeği hayatından çıkaracaksın.” diye baskı yapsalar, ah işte buna cevap veremem. Bunun üzerine bir süre daha düşünmeliyim. Ceren mesela hemen pilavı çıkarttı hayatından. Pilavsız olur mu? Et, tavuk yemeklerine ne eşlik edecek? “Hem çok değişik pilavlar yapmayı öğrendim. Yesen bayılırsın.” dedim. (Dibin düşer dedim aslında ama ayıpçı olmasın diye “bayılırsın”ı kullandım şimdi.) Ve hatta bunun üzerine erişte ve arpa şehriye üzerine bir miktar daha konuştuk. Sonra konu kapandı. (Not: Bu sohbet için Ceren Koç’a teşekkürler. Ceren diye biri var yani. O benim alt benliğim falan değil. Valla.)

Şimdi bir sorun “Bu kararları niye verdin?” diye. Bilmiyorum. Dedim ya yapacak daha iyi bir işim yoktu. Zaten psikopatça “Niahahaha hayatından bu yemeği çıkaracaksın!” diyecek birileri olduğunu da sanmıyorum. Var mıdır yoksa? Yoktur yoktur.

Aslında bu yazının adı ‘Gece yarısı Saçmalamacaları’ olacaktı. Ancak yazarken uyuyakalmışım. Uyuyakalmamışım da çok uykum gelmiş, bilgisayarı kapatmışım. Çünkü sabaha karşı yazıyordum. “O zaman neden gece yarısı?” dediğinizi duyar gibiyim. Sabah tamamlamış olsam da yazarken geceydi işte. Hava karanlıktı. Ama olsun yine de bugün 23 Nisandı, neşe doluyor insandı.

2 Maruzatım olacak:

ceren dedi ki...

Varım ben la. Hem pilavı çıkarrtım ama o bitek sade pirinç pilavı için geçerli. =D

Neredeyse Kafasız Nick dedi ki...

Varsın. İnanmayanlar olabilir ahan da bakın görün.

Template by:
Free Blog Templates