17 Ocak 2010 Pazar
Noluyor?
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 19:5215 Ocak 2010 Cuma
Eylem Diyor Ki - 1
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 16:49Kahve yaparken işime karışılmasın. Mühim bir meseleyi çözmekteyken, küçük bir çocuğun gelip “Abla o ne? Abla napıyosun? Abla? Abla.. abl…” demesi gibi hissettiriyor zira.
Biri karşımda sevimli gibi, şımarık gibi konuşunca ağzını burnunu kırasım geliyor.
İnsanların sağ tarafında yürüyemem. Bilenler bilir. Bu konuda üstüme gelinmesin.
Msn’de yazdığınızda cevap gelmiyorsa, “Niye cevap vermiyorsun?” demeyin. Cevap verebilecek durumda olsam, bu sorudan önce ne yazdığınıza cevap verirdim.
Brad Pitt gibi adam “Ben aşık olamıyorum. Bilemiyorum böyle düşünüyorum ben. Aşk bana göre değil. Sadece sevişirim.” desin, yadırganmaz. Normal biri söyleyince böyle bir mide bulantısı, bir sinir harbi yaşıyorum küçük çapta.. Hem sizin seviştiğinizi bilmek hiç estetik olmuyor. Yalan söylemeyin.
Kitleyici insanlar! Aslında çok şey bilmiyorsunuz. Ben sizden daha çok biliyorum. Saygısızlık etmeyip dinliyorum diye size hayran olduğumu sanmayın. Nefret ediyorum olm sizden. Gidin. Ya da susun.
Bitti.
13 Ocak 2010 Çarşamba
Balon
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 00:01İlişkiler de balon gibi. Küçük, şekilsiz, plastik, garip. Bakıyorsun bir şeye benzemiyor. Öyle başlıyor her şey işte. Anlamsız, acayip. Sonra nefesinle besliyorsun onu. Şişiyor, şiştikçe büyüyor. Tıpkı içi boş sözlerle büyütmeye çalıştığımız bir birliktelik misali. Büyüdükçe geriliyor. Daha hassas olmaya başlıyor. Sabrımız giderek zorlanıyor. İlişki büyüdükçe, dayanma kapasitemiz küçülüyor.
Ve sonunda, Pat!
O kadar uğraş, didin, nefesini tüket. Sonunda ilk halinden daha şekilsiz, parçalanmış plastikler yığını. O kadar çabala, fedakarlık yap, besle, büyüt. Sonunda yine yalnızlık.
12.01.2010
12 Ocak 2010 Salı
Bundanonyılsonraki Ben
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 16:23Naber?
Geçen bir dergi okuyordum, aklıma geldin.“10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?” konseptinde, kariyer, ilişkiler, para, mevkii gibi konularda ne durumda olmak istediğimizi belirlememizi anlatan modern zamanın gaza getirici ama saçma yazılarından biriydi. Saçma olmasına rağmen okudum. Bilirsin boş işlerin insanıyım.
Düşündüm, düşündüm, 10 yıl sonrasını görmeye çalıştım ama bu beni çok korkuttu. "Ya istediğim hiçbir şey olmazsa?" diye çok tedirgin oldum ve sana yazmaya karar verdim. Ne de olsa ben senden daha tecrübeliyim. Şimdiden bazı tavsiyelerde ve öngörülerde bulunayım dedim.
Şimdi biliyorsun 2010 Haziran’da mezun olacaksın, e sonra ne olacak? Tamam birkaç planın var ama gerçekleştirebilecek misin? Bak "Nasılsa beceremem!" falan deyip de vazgeçmediğini biliyorum, çünkü eminim bundan 10 yıl sonra Japonya’dan dönmüş, hadi o olmadı diyelim mutlaka İrlanda’ya gidip gelmiş bir kadın olacaksın. Çok şey öğreneceksin. Ne öğrendiğini bilmiyorum ama yapmak istediğin bir şey olduğundan şüphem yok. Yine yazıyor olacaksın. Ama bundan para kazanmayacaksın. Belki kendi iş yerini açarsın falan. Minik bir kafen olur. Pastalar, tatlılar yaparsın bir sürü. Değişik kahve aromalarının kokusuyla şenlenmiş sempatik bir mekanda kitap okurken görebiliyorum seni. İşte o mekan senin olm. Kıymetini bil. Kendini geçindirecek kadar kazansan yeter ki hem. Zaten kocan da çalışıyor olacak ya.
Koca dedim de bak. 10 yıl sonra 32 olacaksın. 32 diyorum. O zamana mutlaka evlenmiş olman lazım. Hatta oğlun da dünyaya merhaba demiş olmalı. Ege (evet adı bu olacak.) çoktan ilk adımlarını atmış, ilk defa anne demiş, kocan olacak adamı, bir kere olsun “baba” desin diye çok kere uğraştırmış olacak. Uykusuz geceler geçireceksin tabi o yaşa getirene kadar. Yorgunluk, bıkkınlık yaşayacağın günler olacak. Ama dert etme. Muhtemelen 3 yaşlarında dünya tatlısı bir şeye sahipsin resmen. Şimdi annenin tecrübeli ellerinde bakılmakta olabilir. Her ne kadar geçmişte “Aaa çocuğun olursa ben hayatta bakmam!” demiş olsa da torun sevgisine dayanamayıp, çalıştığın zamanlarda ona göz kulak olmayı kabul edecek merak etme sen.
Nasıl biriyle evlenmiş olduğuna gelince, evet çok hayal kırıklığı yaşadın, yaşayacaksın. Ama bir gün, bir yerde o karşına çıkıverecek. “Tamam bu!” diyeceksin. Senin demen yetmiyor tabi. O da aynı şeyleri hissedecek. Ne istediğini biliyorsun, ah hep böyle olmadın mı sen? İstediğin çoğu şeyi onda bulacaksın. Kesin diyorum ya, güven sen bana. Gülümsemesine aşık olduğun, zekasıyla seni etkileyen, durmadan güldüren, sevimli, ses tonu karizmatik, buram buram Burberrys Classic kokan o adam senin kocan olacak. Oha resmen şanslısın. Tamam olumsuz özellikleri olabilir mesela. Biraz dağınıktır. Sana yemek yapmak ister ama mutfağı mahveder. Belki biraz unutkandır. Doğumgününü unutup basketbol maçı izliyor olabilir. Ama problem değil. O kadar kusur kadı kızında da olmaz mı? Sen de o kadar takmazsın ki bunu. Şimdi takmıyorsun en azından. O zaman da böyle ol. Gül gibi geçinip gidersiniz olm. Boşver. “Bir ilişkide bir taraf alttan almasını bilecek.” der annen. Sen de bunu aklının bir köşesine yerleştir. Ama sen zaten uyumlu insansın, damarına basmadıkları müddetçe hep sabırlı olmadın mı?
Sen azla yetinen insansın biliyorum ama, biraz zengin de olacaksın biliyor musun? Çok istediğin körfeze bakan o evi alacaksın. Perdelerini hiç kapatmayacaksın. Deniz yanıbaşındaymış gibi olacak hep. Balkonda kahveni yudumlarken, gazeteni okuyacaksın. Mis gibi havayı çekeceksin içine. Tabi o zamana hava kirliliği artmış olabilir. Ama sorun değil. 2 tane kedin, bir de köpeğin olacak. Onlarla ilgileneceksin falan boş zamanlarında. Ama çok da sosyal bir insan olacaksın. Gezeceksin bol bol, arkadaşlarınla vakit geçereceksin. Melike’yle girdiğiniz zeytinyağı işi yürümeyecek ama dostluğunuz devam edecek. Ceren’le iş çıkışı Hilton’da birer drink bile alabilirsiniz. Eheh. Tabi kocanla da paraya para demeyip başka bir isim bulduğunuz gibi, eğlenceye eğlence demeyeceksiniz. O restoran senin bu restoran benim, o tatil köyü diğerinin, şu termal otel öbürünün falan. Böyle geçecek günleriniz. Valla şahane ha. Bir insan daha ne ister?
Hepsini istiyorsun değil mi Bundanonyılsonraki ben? Olacak sanıyorsun?
Haha nasıl yedim seni? Şaka yaptım olm. Hemen de inandın.
Bundan 10 yıl sonra ne olacak biliyor musun? Sabahın köründe kırık yatağında tek başına uyanacak, nefret ettiğin işine gideceksin. Kırışıklıkların belirginleşecek yorgun gözlerinin etrafında. Bitkin bir halde döneceksin evine. Dağınık odanda hiçbir şey yapmadan oturacak, bir şeyler izlerken, okurken uyuyakalacaksın. Hakettiğini düşündüğün şeyleri kazanamamış olmanı kabulleneceksin. Öyle bırakacaksın ki kendini, neler hak ettiğinin farkına varacak takatin bile kalmayacak. Boktan bir hayatın olacak ve bununla yetineceksin. Çünkü daha fazlası yok sana hayatta!
12.01.2010
Not: "Belki" dinlerken yazıldı.
9 Ocak 2010 Cumartesi
RomantiKomedi
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 00:22Sonra Candy biraz büyüdü. Biz de. Terry ile tanıştık. Bir insanın gıcık, sinir bozucu olduğu ve can yakan davranışlarda bulunduğu kadar yakışıklı olması gerektiğini öğrendik. Öğretildik. O bencil insanın mutlaka içinde sakladığı mühim problemleri olduğunu düşündük. Her gerzekçe hareketini meşrulaştırdık istemeden. Güçsüzlüğünü, kötülüğüyle örtbas ediyor sandık. Her kötü insanın içindeki iyiliği görmeye çalıştık. Oysa kötü insan salt kötüymüş.
Brezilya, Meksika, bilimum Latin Amerika dizileri vardı. Fakirdik evet ama mutlaka zengin biri, bizim olağanüstü güzelliğimizden etkilenip aşık olacaktı bir gün. Çekemeyen, zarar vermeye çalışan, kendi çapında başarıya ulaşan tüm o çirkef insanlar da layığını bulacaktı er ya da geç. Acı çeksek de mutluluğa ulaşacaktık. Hayat hep adil olacak sandık.
Romantik komedileri izlemekle geçti gençliğimiz. Her köşe başında yaklaştığımızda nefesimizi tutup, adımlarımızı hızlandırdık. Belki biriyle çarpışırız diye çanta taşımayı bırakıp kollarımızda taşıdık ağır kitaplarımızı. Elbet bir gün çarpışmanın etkisiyle yere düşeceklerdi. O mükemmel insan da toplamamıza yardım edecekti. İlk görüşte aşık olacağız diye her an gülümseyerek, en sevimli halimizle dolaştık sokaklarda. Sonra o aşık olduğumuz insan olur olmaz yerlerde karşımıza çıkacaktı. Şaşıracaktık. Hep güzel tesadüfler olacak sandık. Her nefret ettiğimiz, tartıştığımız ya da kavga ettiğimiz, tatlı gibi adamın sevgilimiz olma potansiyeli karın kaslarının belirginliği ile doğru orantılı olmalıydı.
İnandık, umutlandık… Biri gelecek “Size şu cafede bir sıcak çikolata ısmarlayabilir miyim?” diyecekti. Demeliydi. Ama bize düşen bir bardak soğuk su oldu hep. Onu da kendimiz aldık.
Siz gençlere sesleniyorum. Biri sizi farkeder de peşinizde dolanır, aylarca takip eder diye her sabah sahilde koşu yapmanıza gerek yok, öyle bir şey olmayacak. İnternette yazıştığınız etkileyici adamın, görünce öldürmek istediğiniz komşunuz çıkacağını ve aranızda büyük bir aşk başlayacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Okulun en popüler çocuğunu zekanızla falan etkileyebileceğinizi hiç düşünmeyin bile.. Yakışıklı bir hayalet size takıp, esprili mektuplar göndermeyecek. İçten içe hoşlandığınız kankanıza kızları tavlaması konusunda direktifler verirken, bir gün sizi göreceğini, değerinizi anlayacağını düşünecek kadar aptal olamazsınız. O taş gibi kızlarla eğlenirken siz sadece ona uzaktan bakıp ağlayacaksınız, hazırlıklı olun. Futbol maçı izlerken ya da en sevdiğiniz grubun konserindeyken evlenme teklifi almayacaksınız. Hoşlandığınız o esrarengiz genç vampir falan değil. Bir kurt adam size hiçbir zaman aşık olmayacak.
Benden uyarması.
Şimdi, gidin ders falan çalışın. Hadi sağlıcakla.
8 Ocak 2010
6 Ocak 2010 Çarşamba
Evleneceğim Adama Mesaj
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 13:39Sevgili Gelecekte Evleneceğim Adam;
.jpg)
4 Ocak 2010 Pazartesi
Rüya
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 02:24Normal şartlar altında yaşayamayacağım kadar güzeldi. Anlatamayacağım kadar değişikti. Yine de deniyorum. Çünkü unutmak istemiyorum bunu.
Her yer ışıldıyor gibiydi. Ama güneş değil, baktığında rahatsız etmeyen, beyaz gibi, tertemiz, göz kamaştıran ama yine de bakma isteği doğuran bir ışıktı.
Arkadaşlarım vardı. Dostum diyebileceğim iki insan. Öyle özlemişim ki onları. Yanımda olmaları bile tek başına yeterliyken, gülümseyip, güzel şeyler söylemeleri tarifsizdi.
O vardı yanımda bir de. Elimi tutuyordu. Sanki uzun süre önce tutmuş ve istemeden bırakmıştı. Sanki bıraktığı onca zaman boyunca hep tekrar bana dokunduğu günü düşlemişti. Öyle titriyordu eli. Bir şeyler fısıldıyordu kulağıma. Ne dediğini hatırlamıyorum ama bu hissi yaratmıştı bende tamamen.
Bembeyaz teni, şahane bir gülüşü, açık kumral saçları vardı. Çok heyecanlıydım ona bakarken. Çok mutluydum.
Parlaktı. Sıcaktı.
Sonra karanlığa açtım gözlerimi. Üşüdüm. Tekrar uyusam geri gelir mi?
3 Ocak 2010









