21 Ekim 2011 Cuma

...

“Bitti”

Yaz değildi biten. Yaz devam ediyordu. Ben üşüyordum. Bütün sıcaklığın bir anda çekilmesi gibiydi. Keskin soğuğun yüzüne vurması gibi. En beklenmeyen anda çakan şimşek gibi. Dolu tanelerinin tenini delip geçmesi gibi.

“Bitti”

Yaz değildi biten. İçimde kıpırtı bitti. Hani saatin ‘tik tak’larının durması gibi. Sonrası sessizlik. Bazen bi şey sustuğunda anlarsın ya aslında ne kadar gürültülü olduğunu işte öyle.

Ağladım biraz. “Biraz mı?” Öyle kusursuz değil, öyle güzel değil, daha pürüzlü benimkisi. Gözlerimi şişiren, burnumu sildiren cinsten. Oyuncağı elinden alınmış çocuk ağlar ya, ya da son çaredir artık gözyaşları. Son bir çabadır ya.

“Sen de istiyordun böyle olmasını.” İstesem yanında ne işim vardı? İstesem çok da zor değildi ki. “Bitti” Bu kadardı.

“Anlayacaksın beni zamanla.” Ne zaman? Zaman göreceliydi. Zaman ben geçmesini beklerken geçmeyendi hep. Şimdi neden geçsindi?

“Senin için de iyi olacak.” Nasıl? İyi neydi ki? Sen arkana bakmadan giderken, tüm iyilikleri de yanında götürdüğünün farkında değildin. Farkındaydın belki kabul etmeyecek kadar bencildin. Ya da bilmiyorum. Ben artık hiçbi şey bilmiyorum. Benim için de mi? İyi mi? Dudaklarım acıyor. Ben artık hiç gülmüyorum.

Kalp kırılınca ses çıkar mı diye düşünürdüm çocukken. Mesela tüm o kalp parçaları vücudun çeşitli bölümlerine dağılıp batar mı? Batar. Acıtır da çok fena. Sen olsan “Kırık olsa duramazdın.” derdin. Dururum, duruluyor. Dayanılmayacak şey yok ki. “Öyle mi?”

Her boşluk doluyor. Ya da doldu sandığım boşluklar benim eksilişlerimden başka bi şey değil. Alışıyorum. “Bitti” Aynaya bakıp defalarca tekrarlıyorum. “Bitti” Artık yaz da bitti.

Ben artık daha çok üşüyorum.

Artık soğuktan da yaşarıyor gözlerim.

Soğuktan yanıyor yüzüm cayır cayır.

Ceketimin cebine sokuyorum ellerimi, ısınıyorlar.

Yorganıma sarılıyorum geceleri.

Uyuması neyse de, uyanmak bi hayli zor. “Rüyaydı, geçti” Rüyaydı geçti diyorum. Aynaya bakıp defalarca tekrarlıyorum. Rüyaydı. “Bitti”

“Kahvaltı hazırlayayım mı sana?” Hazırlama. Yapma. Bana hiçbi şey yapma. Sen bana en kötü… Sen bana en büyük kötülüğü… Sen bana… Güneşsiz sabahlar, uykusuz geceler bıraktın. Sen yazımı elimden aldın. Soğuk bi mevsim bıraktın. Kitabını ödünç verir gibi yalnızlık teslim ettin bana. Geri de istemedin hiç. Ne kitabını ne yalnızlığını. Okumuyorum o kitabı artık ama her gün aynı yalnızlığı yaşıyorum ben.

“Ben şimdi ne yapacağım?” Son defa sarılacağım ne yapacağım başka? Sigara ile karışık teninin kokusunu kazıyacağım aklıma. Güzel hatırlayacağım sanacağım. Öyle olmayacak. Ben seni her hatırladığımda… Ne yapacağım başka? Hep son resim kalır ya insanın aklında, benim gözümün önünde gidişin olacak yalnızca.

Ben gelişlerini anımsamıyorum.

Ben seninle yaşadığım tüm güzellikleri unutuyorum.

Ben seninle ilgili her şeyi erişemeyeceğim yerlere kaldırıyorum.

Ben seninle temize geçtiğim her şeyin üstünü karalıyorum artık.

4 Maruzatım olacak:

Profösör dedi ki...

Bir hüzün mektubu gibi.. :(((

naley dedi ki...

keşke bu yazdıklarını o da bilse.. o zaman anlardı senin için de iyi olup olmadığını :/

bi tuhaf bişey dedi ki...

Sana en büyük iyiliği yapmış, bir yalnızlık vermiş. Gücüne güç katacaksın. Ne zaman? Biraz daha zaman...

Neredeyse Kafasız Nick dedi ki...

Evet Profösör, hatta veda mektubu diyelim..
Naley, bilmese daha iyi belki de bilemedim.
Haklısın tuhaf'ım, zaman...

Template by:
Free Blog Templates