2 Haziran 2012 Cumartesi

Yirmi Beş

Bir bakmışsın yirmi beş olmuşsun. Çok garip. Yirmi beş (rakamla 25). Sanki son bir yıl hiç yaşanmamış gibi hissediyorum ben. Aslında biraz düşünsen mesela belirli kısa aralıklarla ilerleyen saniyelerin toplamından başka bir şey değil bir (rakamla 1) yıl dediğin. 

Büyümeden yaşlanmak böyle bir şey mi acaba? Hani ergenliğe girmeden genç olmak gibi. Kapris yapma, trip atma, kapıyı çarpma hakkının asla olmadığı, kazandığın parayı istediğin gibi harcayamadığın, kiraydı, faturaydı  derken hayatın karmaşasında kaybolup gittiğin o dönem var ya. Hah. Bu işte. Ne diyordum? Büyümeden yaşlanmak. Neyse onu boşver.

Yorgunluktan morarmış göz altların gülümseyince geçecek sanıyorsan yanılıyorsun. Geçmiyor. Ağlayınca daha çok kamufle oluyor bence. Hani şiştiği için midir ne bileyim. Ben şu an ağlıyorum mesela. Yani deneme amaçlı. Bakalım mor halkalar gidecek mi diye. 

Bilmem ki belki de yirmi beş olmak iyidir. Belki de bir farkı yoktur yirmi dörtten. Yirmi üçten farklı ama o kesin. Yirmi üç güzeldi. Yirmi üç ağzıma sıçtı ama güzeldi. Yirmi dört hakkında ise düşündüklerim hiç değişmedi. 

Beni benim kadar yine ben düşünüyorum bence. 

Beni benim kadar yine ben anlıyorum. 

Onu benim kadar yine ben özlüyorum. 

Niye? Bilmiyorum. 

Duvarların boş olması hoş değil. İnsanın konuşası geliyor. 

Neyse. 

2 Maruzatım olacak:

Profösör dedi ki...

Konuşmak ve konuştukça açılmak vardır.

s'ius dedi ki...

aslında 20'den sonrasını saymaya üşeniyor insan.. ne güzeldi 19 olduğunda.. 25'de amma kıyak bi' yaştır yalnız.. boru değil.. 25! o vakit ömrüne bereket getirsin 25 :))

Template by:
Free Blog Templates