16 Haziran 2011 Perşembe
Neredeyse Kafasız Nick, 2011
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 23:34İtiraf
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 23:15Artık can sıkıcı bi insanım. Ve bunu "Aa olur mu hayır" desinler diye söylemiyorum. Bildiğin öyleyim.
15 Haziran 2011 Çarşamba
Dünyanın en gereksiz kısa hikayesi No:3
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 14:3714 Haziran 2011 Salı
Dünyanın en gereksiz kısa hikayesi No:2
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 23:14Dünyanın en gereksiz kısa hikayesi No:1
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 23:1011 Haziran 2011 Cumartesi
Belki de en zoru...
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 22:2629 Mayıs 2011 Pazar
Sözün Bittiği Yer
Gönderen Neredeyse Kafasız Nick zaman: 02:07Artık kelimelerden geçtim ben. Gerçeklerle söylenenler arasındaki farkın giderek büyüdüğünü gördükçe vazgeçtim cümleler kurmaktan. Yaşananlara bıraktım kendimi. Yaşanacakları sildim attım aklımdan. İstediğin hiçbir şey gerçekleşmiyor çünkü. En azından hiç gerçekleşmeyebileceği ihtimalinin oldukça farkına varıyorsun. Yaşananlar oluyor sana kalan.
Bu her zaman güzel olmuyor belki. Her zaman hatırlanmaya değer olmuyor. Bazen bir an önce unutasın geliyor. Bazen hiç yaşanmamış saymak istiyorsun. Kimileri ise tam tersi. Hiç aklından çıkmıyor.
Aklından çıkmayanlara bağlanırken sen, devam ediyor bir şeyler durmadan. Her şey dursa zaman durmuyor. Son saniyede yüzüne kapanan metro kapısı gibi, sen hızla koşarken peşinden seni görmeyip gidiveren otobüs şöförü gibi, yetişemediğin telefon çağrısı gibi. Zaman seninle dalga geçiyor. “Naber oluuum?” diyor. “Bak ne düşünüyordun neler geldi başına?!”
Hani sözün bittiği yer derler ya. Öyle. Gerçekten söyleyecek söz bulamadığında, ki bunun yaşananların açıklamasının zorluğundan ötürü olmadığını da bildiğinde, sadece susman gerektiğini fark ediyorsun. Yok sayıyorsun belki de. Çünkü bazı anlar var. Bazı sözler uymuyor bu anlara. Bazen sözler fazla geliyor. Bazen gerçekçi ya da doğru olmadığını anlıyorsun. Söylediğin bir şeyi yapamadığını görüyorsun.
Yapamayacağın ya da yapmak istemediğin, önemsemediğin bir şeyi öyleymiş gibi dile getirmek niye? Yalan da böyle bir şey değil mi? Yalanın iyisi var mı ki? Birini mutlu etmek için ya da sırf kendisi için, kendini iyi hissetmek için, olumsuzluğu kabul edemediği ya da yüzleşemediği için yalan söylemek iyi mi? Yalan, duyduğu sözlerin gerçek dışılığının şiddetini yaşayan için çok daha büyük bir hayalkırıklığı değil mi gerçeğin acısından?
İşte, ne söylersen söyle, ne düşünürsen düşün, ne düşlersen düşle, ne istersen iste, elinde gerçek kalıyor bir tek. Gerçekliğinden güç alıyorsun yeri geldiğinde. Kabullenmesini öğreniyorsun.
Bitirdim kelimelerimi bu yüzden. Eskiden kelimeler yetmezdi, şimdi kalmadı.





