30 Haziran 2012 Cumartesi

Love I am so different than before!


12 Haziran 2012 Salı

...

- Farklı zamanlarda aynı şehirdeymişiz ne garip. Şimdi aynı zamanda farklı şehirlerdeyiz.
- Bana artık hiçbi şey garip gelmiyor.
- Ankara nasıl?
- Bi şehir ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi.
- Alıştın mı?
- Bi şehrin her sokağında, attığı her adımda insanın canı acır mı?
- Bilmem.
- Acıyor.

10 Haziran 2012 Pazar

Deliliğe Övgü

"Şu iç sıkıcı insanları görmüyor musunuz kendilerini ya felsefi çalışmalara ya da ciddi ve zorlu işlere kaptıranları, çoğunun daha gençliğe ermeden yaşlandığını, kuşkusuz, tasalardan, kesintisiz dakik düşünme baskısından ruhsuzlaştığını, can damarlarının kupkuru kaldığını? Oysa benim delilerim öyle mi ya? Hepsi tombul tombul, tenleri ışıl ışıl, kanlı canlı, hani nasıl derler, birer acarnia domuzu her biri; gerçekten yaşlılığın hiçbir sıkıntısını hissetmeyecekler, tabi olur da bir gün bilgelerin bulaşıcı hastalığına tutulurlarsa, o başka. İnsan yaşamında her an mutlu olamıyor ne de olsa."

Erasmus / Deliliğe Övgü

2 Haziran 2012 Cumartesi

Yirmi Beş

Bir bakmışsın yirmi beş olmuşsun. Çok garip. Yirmi beş (rakamla 25). Sanki son bir yıl hiç yaşanmamış gibi hissediyorum ben. Aslında biraz düşünsen mesela belirli kısa aralıklarla ilerleyen saniyelerin toplamından başka bir şey değil bir (rakamla 1) yıl dediğin. 

Büyümeden yaşlanmak böyle bir şey mi acaba? Hani ergenliğe girmeden genç olmak gibi. Kapris yapma, trip atma, kapıyı çarpma hakkının asla olmadığı, kazandığın parayı istediğin gibi harcayamadığın, kiraydı, faturaydı  derken hayatın karmaşasında kaybolup gittiğin o dönem var ya. Hah. Bu işte. Ne diyordum? Büyümeden yaşlanmak. Neyse onu boşver.

Yorgunluktan morarmış göz altların gülümseyince geçecek sanıyorsan yanılıyorsun. Geçmiyor. Ağlayınca daha çok kamufle oluyor bence. Hani şiştiği için midir ne bileyim. Ben şu an ağlıyorum mesela. Yani deneme amaçlı. Bakalım mor halkalar gidecek mi diye. 

Bilmem ki belki de yirmi beş olmak iyidir. Belki de bir farkı yoktur yirmi dörtten. Yirmi üçten farklı ama o kesin. Yirmi üç güzeldi. Yirmi üç ağzıma sıçtı ama güzeldi. Yirmi dört hakkında ise düşündüklerim hiç değişmedi. 

Beni benim kadar yine ben düşünüyorum bence. 

Beni benim kadar yine ben anlıyorum. 

Onu benim kadar yine ben özlüyorum. 

Niye? Bilmiyorum. 

Duvarların boş olması hoş değil. İnsanın konuşası geliyor. 

Neyse. 

31 Mayıs 2012 Perşembe

Terzi Kendi Dikiğini Sökemez

Bazen diyorum "Ne işim var benim burda?" Sabahları küfür ederek uyanıyorum. İstediğim buydu belki de bilmiyorum ama bu olmamalıydı. Böyle olmamalıydı. 

İnsan potansiyelinin farkında olmalı evet ama fazlasıyla farkında olunca halinden memnun olmuyor. Bazı şeyler yetmiyor. Bazı şeyler fazla geliyor. Ne bileyim. 

Burayı seviyorum. Evimi seviyorum. Gecenin 2sinde dondurma almaya gitmeyi seviyorum. Arkadaşım çağırdığında kapıyı çekip çıkmayı seviyorum. "Sana geliyorum" dediğinde biri, "Gel evdeyim" diyebilmeyi seviyorum. Bir yanım yalnız, bir yanım mutsuz olsa da seviyorum. 

Cesaretsizliğim yine son hızıyla devam ediyor ama bi yandan da biliyorum artık yere sağlam adımlarla bastığımı. Bir yanım özlüyor bir yanım "Sus" diyor. Aklım bir yerde kalbim başka bir yerde. Belki ikisi de aynı yerde. Sadece söylemiyorum. 

Of hiç iyi değilim. 
Belki de iyiyimdir. Bilmiyorum. 

20 Mayıs 2012 Pazar

Mis's'understanding

"O öyle bi şey değildi." Tek diyebildiğim. 
O öyle değildi. 

11 Mayıs 2012 Cuma

Back To The Future

Mesela benim de kalbim çarpabiliyormuş. Mutsuzluktan başım ağrıyormuş aslında. Kahkaha atınca geçebiliyormuş zihninin içinde seyreden zonklama. Kansızlık yokmuş aslında bende. İsteyince tüm kanım yanaklarıma pompalanabiliyor ve yüksek dozda kızarmalarına neden olabiliyormuş. Midemde ara ara oluşan hareketlenme herhangi bir rahatsızlığın değil heyecanın belirtisiymiş. 

Ben yaşamaya başlıyormuşum yeniden. Nefes aldığımı hissediyormuşum. Artık gülüyormuşum ve bu bir rüya değilmiş, inanabiliyor musunuz? 

Template by:
Free Blog Templates