3 Temmuz 2011 Pazar

Yaz da gelmedi bi türlü...

Karşındaki çırpınıp, günden güne kendini eritirken hiçbir şey yapmamak onu baya acıtır aslında. Sen kötü bir şey yapmadığını düşünüp içini rahatlatırken, hiçbir şey yapmamanın en büyük kötülük olduğunun farkına bile varmazsın.

O ise didinip durur kendi kendine. İyiymiş gibi davrandığı zamanların ağırlığı geceleri ortaya çıkar. Islanan yastığından anlarsın bunu. Sonra ertesi güne yine gülerek uyanır. O gün farklı olacak sanır.

Yine uğraşır. Yine dinler. Yine yardım eder. Yine içinden gelenleri yok sayar. Yine her şey gerçekmiş gibi yaşamaya devam eder. Bunu istemeyerek yapmaz. Gocunmaz. Aksine yaptığına mutlu olur.

Bir şeyler eksiktir ama. Gülünce gözleri parlamaz mesela. İçinde o huzur kalmamıştır. Her an her saniye soru işaretleriyle doludur zihni. Durmadan düşünür. Düşündüğünü söyleyemez kimseye. Kimse dinlemez. Dinleyen anlamaz. Anlayan umursamaz. Zaten bir süre sonra da korkar olur paylaşmaya. Her şey çok fazlayken üstüne biraz daha eklemek istemez. Eklese taşacak, eklemese içinde patlayacak gibidir.

Onun için damacanadan bardağa su doldurmaya benzer artık hayat. Çoğu dökülür azı kalır. Yine kendisi toplar dağınıklığını.

16 Haziran 2011 Perşembe

Neredeyse Kafasız Nick, 2011

Aşk, çok genelden bakınca insanın aslında bi çöp kadar değersiz olduğu gerçeğinin, bi süre için unutulmasıyla ortaya çıkan yanılsama dönemidir.

İtiraf

Artık can sıkıcı bi insanım. Ve bunu "Aa olur mu hayır" desinler diye söylemiyorum. Bildiğin öyleyim.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Dünyanın en gereksiz kısa hikayesi No:3

Doktorun muayenehanesinin bekleme salonunda oturan Kerem kısa bir an için "Kapalı alanlarda sigara içme yasağının, perdelerinin renginin zamansızca sararmasını istemeyen titiz bir anne tarafından getirildiğini" düşünecek gibi oldu sonra vazgeçti.

14 Haziran 2011 Salı

Dünyanın en gereksiz kısa hikayesi No:2

Genç kız, toplu taşıma araçlarından birinde ansızın yanına oturuveren kıza baktı ve "Çok acayip lan, onun da bi hayatı var. Annesi, babası, okulu, işi falan... Kardeşi bile olabilir aslında. Bi tek ben yaşamıyorum. Çok garip" diye geçirdi içinden.

Dünyanın en gereksiz kısa hikayesi No:1

Sedat Yılmaz o gün işe giderken gazetede Türkiye'de en çok kullanılan soyadının "Yılmaz" olduğunu okudu ve "Vay be kim bilir kaç tane Sedat Yılmaz vardır?" diye düşündü.

11 Haziran 2011 Cumartesi

Belki de en zoru...

İstediğin zaman görüp, konuşmayı bırak artık istediğin zaman bile arayamadığın birini sevmektir.

Başkalarının onu görüp, onunla konuşabildiğini, ona dokunabildiğini, onun sesini duyduğunu, onunla beraber gülebildiğini bilmenin verdiği dayanılmazlıktır.

Bazen sadece vazgeçmek gerektiğinin farkında olmak ama vazgeçememektir.

Onun olmadığı bir geleceği gözünün önüne getirince, kendini bi başkasıyla yalnızca düşününce bile midenin bulanmasıdır.

Ve onun bi gün bi başkasıyla olabileceği düşüncesinin daha da fena olmasıdır.

Çünkü;

Bi başkasının onu sevebileceği fikri bile başının dönmesine neden olur.

Bi başkasının elini tutabileceğini düşününce nefesin daralır.

Yanında olması gerekirken çok uzakta olduğunu bilmek ve bunu asla kabul edememektir en zoru.

En fazla ihtiyacın olduğu anda ulaşamamaktır.

Bir gün hep seninle olacağı anı beklerken aslında hiç olmayacağını bilmektir.

Ve bunu asla kabul etmek istememektir.

Template by:
Free Blog Templates