2 Şubat 2013 Cumartesi

İşlilik ve İşsizlik Arasındaki Farklar, Artılar, Eksiler, Şunlar, Bunlar

Şimdi diyelim çalışıyorsun. Başlarda her şey çok güzeldir. Hele ki uzun süre işsiz kaldıysan, yeni bir işe başladıysan, üstüne bir de yeni bir şehre taşındıysan, keşfetme, öğrenme, çabalama, en iyisini yapmaya uğraşma halleri içinde olursun. 

Zamanla işler rutine biner. Sıkılmaya başlarsın. Fakat bu sıkılma maaşı aldığın gün ve devamındaki bir kaç güne kadar süregelir. O gün dersin "lan iyi ki çalışıyorum." Oh. Alışverişini yaparsın. Muhtemelen kredi kartı borcun olmuştur onları ödersin. Ne bileyim, faturan gelir, çat diye çıkarır verirsin. Tabi maaşının miktarıyla alakalı biraz. Az para alsan da mutlusundur ama yine de. Senin parandır, haketmişsindir. 

Bir süre sonra ise daha fazlasını hakettiğini düşünmeye başlarsın. Buz misali erirsin yavaştan, çünkü bakarsın hiç kendini geliştirmiyorsun artık. Potansiyelinin altında bir iş yapıyorsan üstelik, yavaş yavaş o kalıba girersin. Daha fazlasına ihtiyacın olmadığını düşünmeye başladığın gibi, olduğundan da eksik olursun giderek. 

Ardından, ki daha iyisini yapabileceğine karar verdiğin zamana denk gelir bu, yaptığın işe kimsenin değer vermediğini görmenle birlikte sen de değer vermemeye başlarsın. Bu da iyice yıpranmaya, bıkkınlığa, soğumaya yol açar. Her gün bir diğerinden daha çekilmez hale gelir. Maaş aldığında da moralin bozulur artık. Kuş kadar paraya ne biçim sömürüldüğünü farkedersin çünkü. Gereksiz ve senin için bir şey ifade etmeyen, üretemediğin, sadece belirli kurallar çerçevesinde ve iş hayatının sahte yüzlerini takınarak yaptıkların ve dönüştüğün bu iğrenç tip, seni kendinden nefret etmeye kadar götürür. 

Başka iş aramaya başlarsın. Türkiye şartlarında çok da başarılı olamazsın. Ortalama bir üniversiteden ve ne idüğü belirsiz bir bölümden mezunsan,(Bkz. Uluslararası İlişkiler mezunu ne iş yapar?), hepsini geçtim sen ne yapmak istediğini bilmiyorsan, bu daha da zordur. 

Ha bir de, yaptığın iş zaten boktansa, bunun yanı sıra iş ortamın da boktansa, sana çok da bir seçenek kalmaz. Bir gün kafan atar, basarsın istifanı. Sonunu düşünmeden, arkana bakmadan gidersin. 

Bir süre kafan rahat olur. Ama bu yaklaşık 10 gün falan sürer. Hadi uzatalım, belki o 10 günde yapacağın başka işler vardır, oyalanırsın. Örneğin ben ev taşıdım. Çıkaralım bunu 1 aya. 

Sabah erken kalkma derdi yoktur. Tüm gün yatarsın. İstersen yatabilirsin yani. Biri çağırdığında canın istiyorsa gidersin. Ertesi gün iş var, diyip vazgeçmezsin. Ya da ay çok yoruldum bugün de evde oturayım, demene gerek yoktur. Çünkü yorulmazsın. Ama bazen yorulmamaktan yorulursun yalan  değil. Çok uyumaktan uykun gelir sürekli. Tabi bu bünyeye göre daha ileri evrelerde de ortaya çıkabilir. 

İş başvurularına seri bir şekilde başlarsın. Her gün aynı ilanlar vardır. Zaten başvurduğun yüz ilandan biri ya döner ya dönmez. Eskiden kalma borçların seni zorlamaya başlar. Para yoktur ki ödeyemezsin. Bazen cebinde 3 lira falan kalır. Yol parası mı yapasın, başka bi şeye mi harcayasın, karar veremezsin. Evden çıkamazsın. Eve biri gelse, doğru dürüst ağırlayamazsın. 

Bunalırsın. Bu kez bu yüzden kendinden nefret etmeye başlarsın. "Yine bi boku beceremedin" dersin. "Bak başladığın yere döndün" dersin. 

Kızarsın, ağlarsın falan. Bu dönemde sana destek olacak tatlı insanlar varsa ne ala. Yoksa bi de üstüne yalnızlık eklenir. 

Sonuç olarak, mükemmel iş yoktur ama işsizlik de iyi değildir. Beklentini düşük tutmak yüksek tutmaktan avantajlı da değildir. Üzerine uyan gömleği bulmak zor mudur, belki de değildir, belki de sadece şans işidir. Yanlış tercihlerinin sonucunu hep sen çekersin ama doğru tercih yapmak da kolay değildir. 

24 Ocak 2013 Perşembe

Bu arada artık daha eğlenceli şeyler yazacağım. Artık eğlenmek istiyorum çünkü. 

Eveet

İşte döndüm. 

An itibariyle İzmir'e dönmüş bulunmaktayım. Ankara'daki mutsuz hayatımı silip attım. İşimi bıraktım. Evimden ayrıldım, ana ocağına seve seve geri geldim. Gelişimden mutlu olan tek kişi annemdi sanırım. Çünkü ben dönmek istediğimden emin olmama rağmen döndüğümde kafamda bi ton soru işareti oldu. Bi kere her şey başa sardı. Emek emek oluşturduğum evimi toplayıp bi kısmını orda bırakıp annemin pek sevmediğim muhitteki evine yerleşmek kolay olmadı. Evet annem sonsuz bir çabayla beni mutlu etmek için uğraşıyor ama benim gibi hissedemiyorum bu evi. 

Her neyse. Şimdi iş arıyorum tekrardan. Bi kursa da başladım. Biraz kendimi geliştiririm. Artık her şeye baştan başlayacağım. Zor olacak ama yapacağım bir şekilde. 

24 Aralık 2012 Pazartesi

Çünkü her göçmen kuş bir gün evine geri döner

Ben İzmir'e dönüyorum. Anneme gidiyorum. Kedime gidiyorum. Sevgilime dönüyorum. Bu lanet şehre de en başında niye geldiysem zaten. Her şeyi bırakıyorum. Bitti. Ben eski ben oluyorum yine. Hayatımı yeniden kuracağım. Yeni bir iş bulacağım. Yine kendi evim olacak. Bu kez kendi şehrimde yapacağım bunları. Her sokağını her karesini adım adım ezberlediğim Karşıyaka'da olacağım. Gitmek istediğim her yerin belediye otobüsü numarasını bileceğim. "Haa Balçova mı?  Konak'tan 169'a bineceksin yaa." diyeceğim. Kordonda nargile içeceğim. Baharda güneş batarken Alsancak'ta  çimlere uzanıp biramı yudumlayacağım. Sevgilime sarılıp Küçükpark'ta dolanacağım boş boş. Geliyorum İzmir bekle beni! Çok mutlu olacağız, çok! 

16 Aralık 2012 Pazar

Birinin son aşkıysan eğer ilk aşklarının faturası hep sana kesilir. 

11 Aralık 2012 Salı

Bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım
bençokkıskancımbençokkıskancımbençokkıskancım. :(

3 Kasım 2012 Cumartesi

Seviyorum merkez..!

Biliyorum ben, benden önce de birileri oldu. Belki çok sevdin, belki çok şeyi göze aldın. Hiçbir şey hissetmedin belki yine de hayatına aldın birilerini. Belki ne bileyim, bi sürü fedakarlık yaptın. Belki hiç gitmeyecekler sandın, gittiler ya da hiç bırakmayacaksın sandın, bıraktın. Belki hayatındaki eksik parça o sandın. Değilmiş anladın. Bazıları güzeldi. Bazıları sevimli. Bazıları taş gibiydi, olabilir. Hiç bitmeyecek sandın, bitti. 

Sonra ben geldim. Ben seni çok sevdim. Biliyorum sen de seviyorsun beni. Çok güveniyorum ben sana. Anlıyorum bi şekilde, hep yanımda olacağını hissediyorum demiştim ya. Doğrularınla yanlışlarınla, eksiğinle fazlanla seviyorum. Çünkü sen de öyle kabul ediyorsun beni. Niye göbeğin var demiyorsun mesela en basitinden, onu da seviyorsun. Ve daha bir çok kusurumu kabulleniyorsun. Düzeltmiyorsun, aşağılamıyorsun onlar yüzünden. Seviyorsun ya işte biliyorum ben. 

Benim tek istediğim, dahil et beni hayatına. Planlarına. Hayallerine. Her şeyi birlikte yapalım. Bi hafta sonu kaçalım mesela şehirden. Yazın tatile gidelim. Evimiz olsun, kedimiz, köpeğimiz... Elimi tut hep. Hep ama. Hiç bırakma. Söz kızmayacağım makarna sosumu beğenmezsen. Hiç çemkirmeyeceğim sana. Özür dileyeceğim haksız olduğumda, kavga etmeyeceğim. Hep anlayışlı olacağım ben. Arkadaşlarınlayken benimle ilgilen diye zırt pırt aramayacağım seni. Hep yanında olacağım ama boğmayacağım hiç. Maç izleyeceğim seninle. Play station'ımız olunca Pes oynayacağım. İstersen dota bile öğrenirim yeni bilgisayar alınca. Sen sev beni yeter. Benli bi gelecek düşün yeter. Hayatında bi kambur, bi tökez, bi engel olarak görme beni. 

Hadi şimdi sarıl. Dünyanın en mutlu insanı yap beni. Olur mu?

Template by:
Free Blog Templates